Giriş
Bir ayette "Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz..." (Al-i İmran Suresi, 92) hükmüyle önemli bir gerçek bildirilmiştir. İnsanları gerçek anlamda iyiliğe ulaştıracak olan en temel ahlak özelliklerinden biri "fedakarlık"tır. Fedakarlık; insanın sahip olduğu, sevdiği, değer verdiği şeylerden hiç düşünmeden ve seve seve feragat edebilmesidir. İnandığı değerler ya da sevdiği insanlar uğruna gerektiğinde her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alabilmesi, bu konuda elinden gelenin en fazlasını yapabilecek şevk, azim ve iradeyi kendisinde bulabilmesidir. Kendi menfaatleriyle, inandığı değerler ya da sevdiği insanların menfaatleri arasında seçim yapması gerektiğinde kendi çıkarlarından vazgeçebilmesi, bu uğurda maddi manevi her türlü özveride bulunabilmesidir.
Kuran Ahlakında Fedakarlığın Önemi
Bir kimsenin imanının, Allah'a olan bağlılığının, sevgisinin ve korkusunun derecesini ancak Allah bilebilir. Kuran'da bu gerçek "... O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir." (Hud Suresi, 5) ayetiyle bildirilmiştir. İnsanlar ise bir kişinin imanı ve Allah korkusu hakkında ancak dıştan gördükleri bazı alametlere göre bir kanaate varabilirler. Bu alametlerin neler olduğunu da Allah Kuran ayetleriyle bildirmiştir. Kuran'da bildirilen ibadetleri eksiksiz olarak yerine getirmek, Allah'ın sakınılmasını bildirdiği tavırlardan sakınıp, O'nun razı olacağı ahlakı, gücünün yettiğinin en fazlasıyla yaşamaya çalışmak, kişinin ihlasının ve takvasının önemli göstergelerindendir.
Müminlerin Fedakarlık Göstermelerini Gerektirebilecek Durumlar
Allah dünya hayatını bir imtihan ortamı olarak yaratmış ve insanları "hayır ve şerle" deneyeceğini bildirmiştir. Bu nedenle insan yaşadığı süre boyunca hiç beklemediği bir anda çok şaşırtıcı olaylarla karşılaşabilir. Kişinin böyle ani durumlarda da güzel ahlak gösterebilmesi, Kuran ahlakına uygun tavırlar sergileyebilmesi ancak samimi imana sahip olmasıyla mümkün olur. Kalbindeki Allah korkusu ve derin iman, hiç beklemediği, daha önce hiç tecrübe etmediği olaylar karşısında da en doğru olan tavrı gösterebilmesini sağlar. Temelde bu inanç yaşanmadığı takdirde ise, kişi ancak belirli konularda ve belirli şartlar altında fedakarlıkta bulunabilir. Örneğin insanların gözünde bir itibar kazanacağını düşündüğünde ya da bir çıkar elde edeceğini umduğunda fedakarlık yapabilir. Ama beklenmedik anlarda ortaya çıkan, kendisini zora sokacak ya da zarara uğratacak bir durumla karşı karşıya kaldığında bu ahlakı gösteremez.
Müminler ise bu tür ani durumlarda da hiç düşünmeden, çok büyük bir şevk ve heyecanla, seve seve her türlü fedakarlıkta bulunabilirler. Peygamberimiz (sav) döneminde başta Resulullah olmak üzere, tüm sahabeler bu ahlakın eşsiz örneklerini sergilemişlerdir. Samimi imanlarından kaynaklanan fedakar ahlaklarından ötürü insanlara örnek olmuşlardır. Mallarını, canlarını önemli görmemiş, inkar edenlerin çoğunlukta olduğu ve iman edenlere karşı büyük bir düşmanlıkla harekete geçtikleri bir dönemde, Allah'ın rızasını kazanabilmek için ölümüne bir kararlılık göstermişlerdir. Gerektiğinde evlerini, ailelerini, işlerini, mallarını mülklerini, itibarlarını ve dünya hayatına dair tüm nimetleri hiç düşünmeden geride bırakmışlardır. Kendi menfaatleri yerine, Müslümanların rahatını, huzurunu, güvenliğini ve iyiliğini sağlamak için çaba harcamışlardır. Peygamberimiz (sav)'in güvenliğini, kendi canlarından ve rahatlarından üstün tutarak, yüzyıllar boyunca gelmiş geçmiş tüm insanlara örnek olacak üstün bir ahlak örneği sergilemişlerdir. Kuran'da iman sahiplerinin Peygamberimiz (sav)'e karşı olan bu sadakatleri ve bu yönde gösterdikleri fedakarane ahlaklarına dikkat çekilmiş, Resulullah (sav)'ın nefsini daima kendi nefislerinden üstün tuttukları bildirilmiştir:
Güzel Ahlakın Yaygınlaşması İçin
Fedakarane Bir Çaba Harcamak
İman eden bir insan hayatının her anında vicdanlı, dürüst, samimi ve güzel ahlaklı olmak için çaba gösterirken çevresindeki insanları da aynı ahlakı yaşamaları yönünde teşvik eder. Çünkü Allah'ın "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle bildirdiği gibi insanları güzel ahlaka teşvik etmek müminler üzerinde bir sorumluluktur. Bunun yanı sıra iman sahipleri, güzel ahlaklı olmalarının hayatlarına getirdiği bereketi ve huzuru diğer insanların da yaşamalarını isterler.
"... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle bildirildiği gibi, insan ancak Rabbimiz'e yönelip, O'nun rızasını kazanabileceği bir ahlak gösterdiği takdirde dünya hayatında güzel bir yaşam sürebilir. Aksinde ise "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 124) ayetiyle belirtildiği gibi, huzurlu ve mutlu bir hayat yaşayabilmesi mümkün değildir. Nitekim tarih boyunca toplumların yaşadığı sıkıntıların, savaş, kargaşa ve zulüm ortamlarının, açlık ve sefalet çeken, yurtlarından sürülen, eziyet gören insanların, kimsesiz çocukların, yardıma muhtaç durumda oldukları halde gereken ilgi ve ihtimamı göremeyen yaşlı insanların yaşadıkları sıkıntıların ana nedeni toplumda din ahlakının hakim olmaması olmuştur.
Günümüzde Müslümanların
Fedakar Olmalarının Önemi
Kitabın başından bu yana fedakarlığın müminin samimiyetini ortaya koyan en önemli özelliklerinden biri olduğunu anlattık. Ancak şu da unutmamalıdır ki, insanın yaşamı boyunca karşısına fedakarlık yapabileceği çok az sayıda fırsat çıkabilir. Bu nedenle karşısına bu tür bir fırsat çıktığında, bunların Allah'a yakınlaşmak, O'nun rızasını ve sevgisini kazanabilmek için çok kıymetli zamanlar olduğunun şuuruyla hareket etmelidir. Günümüzde tüm insanların ve özellikle dünyanın dört bir yanında yaşayan Müslümanların durumuna baktığımızda, İslam ahlakını gerçek anlamıyla yaşamanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Filistin'de yaşamlarını sürdürebilmek için gereken en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan Müslüman halk, insanlık dışı muamelelere maruz kalmaktadır.
Hemen her gün gazetelerde ve televizyonlarda Kuran ahlakının yaşanmamasından kaynaklanan karışıklıklara, zalim yöneticilerin baskısı altında yaşam mücadelesi yaşayan insanlara, zorbalıklara, insanların haklarına tecavüz edildiği olaylara şahit oluruz.
Halen dünyanın dört bir yanında savaşlar, iç karışıklıklar devam etmektedir. Filistin'de, Çeçenistan'da, Doğu Türkistan'da Müslümanlar hala çok zorlu bir yaşam mücadelesi vermektedirler. Sadece 20. yüzyılda yaşanan savaşlarda; Bosna-Hersek'te, Kosova'da, Cezayir'de, Tunus'ta, Eritre'de, Mısır'da, Afganistan'da, Keşmir'de, Ruanda'da, Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Vietnam'da, Tayland'da, Filipinler'de, Burma'da ya da Sudan'da yüz binlerce silahsız insan hayatını kaybetmiş, kadınlar tecavüze uğramış, işkence görmüş, milyonlarcası evlerinden yurtlarından çıkarılmış, sakat kalmış, yakınlarını kaybetmiştir. Masum çocuklar kurşunlara hedef olmuş, bebekler kundaklarında katledilmiş, kaçmaya çalışan insanlar mayınlara basarak ya hayatlarını yitirmiş ya da sakat kalmışlardır. İnsanlar eşi benzeri görülmemiş bir vahşete tabi tutulmuş, zulme uğratılmış, insanlık dışı şartlar altında esir kamplarında yaşam mücadelesi vermişlerdir.
Sorunlarını Bahane Ederek
Fedakarlıktan Kaçanlar
Salih müminler hayatları boyunca karşılaştıkları tüm zorluk ve sıkıntılarda Allah'ın rızasını kazanmayı nefislerinin menfaatlerine tercih ederlerken, bir kısım insanlar bu ahlakı yaşamaktan şiddetle kaçınırlar. Kuran ahlakını bilen, başkalarına da bu ahlakı öğütleyip Müslümanlara destek olmanın önemini anlatan, hatta hayatta bundan başka amaçları olmadığını sık sık dile getiren bu insanlar zorluk anında bu sözlerini bir anda unutabilmektedirler. Hatta kimi zaman zorluklarla karşılaşmadan, sıkıntıya girme ihtimali oluştuğu anda dahi geri çekilebilmektedirler.
Kuşkusuz bunun en önemli sebeplerinden biri, dünya hayatına dair işlerin ve kişisel sorunların bu kimseleri oyalamasıdır. Bu kişiler tüm bunları Allah'ın rızasını kazanıp ahiret hayatlarını kurtarmaktan daha önemli görürler. İyi bir meslek edinmek, bir aile kurmak, geleceğe yönelik maddi ve manevi yatırımlarda bulunmak bu kimselerin asıl dikkatlerini verdikleri konular haline gelir ve onları Allah'ın rızasına göre yaşamaktan alıkoyar. Oysa Allah, dünya hayatı ile oyalananlardan olmamaları için bu insanları Kuran ayetleriyle şöyle uyarmıştır:
Fedakarlıktan Kaçanlar, Sorumluluğu Üstlenen Kimselere Destek Olmaktan da Kaçınırlar
Önceki bölümlerde zorluklarla karşılaştıklarında yılgınlığa kapılan insanların, yeryüzünde hüküm süren zulmü durdurmak, yardıma muhtaç insanlara yardım ulaştırmak, insanları iyiliğe ve doğruya çağırmak için çaba harcamaktan vazgeçtiklerinden bahsettik. Ancak bu kişilerin yaşadıkları bu yılgınlık öyle şiddetlidir ki kendileri geride kaldıkları gibi, Allah'ın rızasına uygun olarak bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışan insanlara da destek olmaktan kaçınırlar. Oysa Allah Kuran'da iyilik ve takva konusunda Müslümanların birbirlerine destek olmalarını bildirmiştir:
... İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Maide Suresi, 2)
Vicdan ve fazilet sahibi Müslümanlar, insanlara Kuran ahlakını anlatabilmek, yeryüzünde hüküm süren adaletsizliklere son verebilmek için mücadele verirken, kendi sorunlarıyla oyalanmaya dalan insanlar bu duruma seyirci kalırlar. Allah'ın rızasının, bu kimselere destek olup yardım etmekte olduğunu bilmektedirler. Ancak önceki bölümde sayılan, dünya sevgisi ya da insanların rızasını gözetme gibi sebeplerle kendileri yapmadıkları gibi, fedakarlığı üstlenen insanları desteklemeye de yanaşmazlar. Mümkün olduğunca, bir kenardan bile olsa, hiçbir konuya karışmamayı kendileri için bir kazanç olarak görürler.
Müslümanlar Zorlukları Tesanüd ve
Fedakarlıkla Yenerler
Öncelikle hatırlatmak gerekir ki, zorluk zamanları, Allah'ın iman edenler için yarattığı çok kıymetli anlardır. İnsanlar genellikle nadir olarak bu tür durumlarla karşılaşırlar. Ve bunlar bir insanın, Allah'a olan sadakatinin, sevgisinin ve teslimiyetinin gücünü gösterebileceği, aynı zamanda da ahiret hayatı için çok fazla ecir kazanabileceği zamanlardır. İman eden bir kimse belki zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmak için özel bir çaba harcamaz, ama karşılaştığı zaman da bunları Allah'ın kendisi için yaratmış olduğu çok büyük nimet ve fırsatlar olarak algılar.
Tarih boyunca gönderilmiş olan peygamberler yurtlarından sürülme, baskı altına alınma, tehdit edilme ve hatta öldürülmeye kadar varan zorluklar yaşamış, ama tüm bunları imani bir şevk ve coşkuyla karşılamışlardır. Hz. Yusuf iftiraya uğrayarak yıllar yılı zindanda kalmış, Hz. İbrahim kavminin ileri gelenleri tarafından ateşe atılarak öldürülmeye çalışılmış, Hz. Musa Firavun'un tehdit ve baskılarıyla karşılaşmış, Hz. Lut yaşadığı toplumdan sürülmeye çalışılmıştır. Ancak bu mübarek insanların her biri de bu olaylar karşısında Rabbimiz'e karşı büyük bir sadakat, teslimiyet ve güven ile hareket etmişlerdir.
Bediüzzaman Said Nursi gibi İslam büyükleri de hayatları boyunca pek çok zorlukla karşılaşmış, ancak tüm bunları çok kıymetli anlar olarak değerlendirmişlerdir. İlerleyen bölümlerde gösterdiği üstün ahlaka daha detaylı olarak değineceğimiz Bediüzzaman Said Nursi, ömrünün önemli bir bölümünü hapislerde, sürgünde, eziyet ve baskı altında geçirmiştir. İlerleyen yaşına, hastalıklarına, yokluk ve sıkıntı içerisinde olmasına rağmen daima Allah'a teslimiyetli, tevekküllü olmuştur. Bu zorlukları birer güzellik ve nimet olarak nitelendirmiş, en zor anlarında bile İslam dininin, Müslümanların menfaatlerini düşünmüş, fedakarlıkta çok güçlü bir kararlılık göstermiş, bu üstün ahlakıyla talebelerine de örnek olmuştur. Üstad'ın ve talebelerinin samimi çabaları, Allah'ın izniyle Kuran ahlakının çok geniş kitlelere duyurulabilmesini sağlayan önemli bir tebliğ vesilesi olmuştur.
Günümüzde de tüm Müslümanlar, Kuran ahlakının yaşanmasında ve insanlara anlatılmasında aynı şevk ve kararlılıkla hareket etmelidirler. Karşılarına çıkan zorluklardan hiçbir şekilde yılgınlığa ve ümitsizliğe kapılmadan, Kuran'da bildirilen birlik ve fedakarlık ruhuyla bu kıymetli anların ecrini kazanmaya talip olmalıdırlar. Dünya hayatının meşguliyetleri, kişisel menfaatleri hiçbir zaman için bu ahlakın yaşanmasına bir engel olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, böyle bir durumda insanın tüm yaptıkları ahiret hayatında mutlaka karşısına çıkacaktır. İyiliklerinden de kötülüklerinden de hesaba çekilecektir.
Allah Kuran'da sonucun mutlaka inananların lehine olacağını, Kuran ahlakını tüm insanlar arasında hakim kılacağını bildirmiştir. Allah mutlak olarak galip gelendir, tüm eksikliklerden münezzehtir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. İnsan ise ihtiyaç içinde olandır, Allah'ın rızasını, hoşnutluğunu kazanmaya muhtaçtır. Allah dilerse yalnızca "Ol" demesiyle dilediğini yapandır. Bu nedenle insanların gösterecekleri çaba yalnızca kendi kurtuluşları için olacaktır. Ayrıca insanın şu gerçeği de unutmaması gerekir; kendisi fedakarlıktan kaçınacak olursa, halis Müslümanlar zaten tüm sorumluluğu üstlenecek ve gereken her konuda en samimi çabayı harcayacaklardır.
Bediüzzaman Said Nursi'nin Hayatındaki Fedakarlık Örnekleri Bediüzzaman Said Nursi kimdir?
Bediüzzaman Said Nursi kimdir?
Bediüzzaman'ın hayatını yakından bilmek, Allah'a olan derin sevginin insana nasıl bir ahlak kazandırdığını görebilmek için çok önemli bir fırsattır.
Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. 1873'te Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "Çağının eşsiz güzelliği" anlamına gelen "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.
Bediüzzaman Said Nursi, Doğu'nun en acil ihtiyacı olarak gördüğü eğitim problemini çözmek için din ve eğitim bilimlerinin birlikte okutulabileceği ve Medreset-üz Zehra ismini verdiği bir üniversite kurulmasını sağlamak için 1907'de İstanbul'a gelmiştir. Derin bilgisiyle buradaki ilim çevresine de kendini çok kısa süre içinde kabul ettirmiş, çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yayınlatmış, hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılarak hükümete destek vermiştir.
Dönemin hükümeti, Said Nursi'nin üniversite ile ilgili dilekçesine ilgi göstermemiştir. Hatta İstanbul'daki ilim adamlarının, talebelerin, medrese hocalarının ve siyasetçilerin ona olan ilgisinden rahatsız olmuş, Bediüzzaman'ın önce akıl hastanesine daha sonra da hapishaneye gönderilmesini sağlamıştır.
Sonuç
Kitabın başından bu yana anlatıldığı gibi fedakarlık, imanı kavrayan her insanın üzerinde önemli bir vicdani sorumluluktur. Bu fedakarlık anlayışı, kişinin sahip olduğu maddi ve manevi herşeyi Allah'ın en razı olacağı şekilde sarf etmesini; hayatı boyunca karşılaştığı her konuda aklını, vicdanını ve iradesini en son sınırına kadar kullanmasını gerektirmektedir. Bir ömür boyunca hayırlarda yarışacak, güzel ahlakta takva sahiplerine önder olacak, her ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın hiçbir yılgınlığa kapılmadan insanları iyiliğe çağırmaya ve kötülükten sakındırmaya devam edecektir.
Allah, iman sahiplerini yalnızca kendi ahlaklarını güzelleştirmekle sorumlu tutmamış, aynı zamanda onlara tüm insanların sorumluluğunu da yüklemiştir. Allah'tan korkan vicdan sahibi tüm Müslümanlar, bu sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirebilmek için fedakarane bir ahlak göstermekle ve samimi bir çaba harcamakla yükümlüdürler. Bunun içinse, "Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çaba harcayanları sever." (Saff Suresi, 4) ayetiyle bildirildiği gibi, birbirlerine destek olmalı, her türlü zorluğa karşı birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmelidirler. Allah, Kuran'ın "İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73) ayetiyle, müminlerin birbirlerine destek olup yardım etmemeleri durumunda yeryüzünde "büyük bir bozgunculuk" oluşacağını bildirmiştir. Zulüm gören, adaletsiz uygulamalar altında ezilen insanların, zavallı kadınların, kimsesiz çocukların, bakıma muhtaç kimselerin sıkıntılarının giderilmesine ancak bu şekilde yardımcı olunabilinecektir. Güzel ahlakın tüm insanlar arasında yerleşik kılınması ise, hem tüm dünyada barış ve huzurun yaşanmasını sağlayacak, hem de buna vesile olan müminlere Allah Katında çok büyük bir ecir kazandıracaktır.
Allah, Kuran'ın "Rabbiniz'den olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın..." (Hadid Suresi, 21) ayetiyle insanlara cennet için kararlı bir hazırlık ve yarış içinde olmalarını bildirmiştir. Allah'ın rahmetini ve cennetini umabilecek kimseler hayatları boyunca her türlü fedakarlığı göze alarak, ihlasla Rabbimiz'in rızasını arayan, bu uğurda en fazlasını yapabilmek için rahmani bir yarış içerisine girenler olacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)